Yasemin'in Nijerya'da olması haricinde, bu Pazar da, normal bir Pazar günü idi. Haftaiçi okula gitmeleri için yataktan sürükleyerek kaldırdığımız Rauf ile Refik, hiç bir haftasonu aksatmadıkları gibi bugün de saat 7'de ayaktaydılar. İlk bağrışma, iPad yüzünden oldu. Arkasından, odanızı toplayın tekrarlamaları, ayağına çorap giy hatırlatmaları, abine vurma, kardeşini itme, televizyonu açma, ödevini yap türü klasik söylemlerle gün ortasını ediverdik.
Daha sonra alışveriş için Costco'ya gittiğimizde, mahşer yeri gibi kalabalık bir toptan satıcı ambarında, alışveriş arabasına çıkma, arabayı itme diye Refik'i uyarmak zaten bir rutin haline gelmiş olmakla birlikte, her türlü cinlikle kurgulanıp bana iletilen şunu alabilir miyiz, bunu alabilir miyiz yönündeki isteklere de artık çok doğal bir refleks haline gelen ve sıradanlaşmış cevaplarla karşı koydum. Costco alışverişi sonrasındaki krizimiz ise arabada ilk önce kimin emniyet kemerini bağladığı yarışında Refik'in yarışı kaybedip sanki kolu kopmuşçasına bağırarak ağlaması idi.
Costco sonrasında da Home Depot'ya uğradık. Bilmeyenler için ufak bir açıklama, Home Depot müstakil bir evi sıfırdan inşa etmekten tutun da, bahçesi dahil ev ile ilgili yapabileceğiniz her türlü iş için gerekli alet, edevatın satıldığı bir yer. Bizim garajın tavanındaki ufak tefek çatlaklardan çocukların odasına hava akımı oluyor diye çatlakları kapatmak için köpük almaya gittik. Tabii, köpük deyince de bir tane olmuyor ki. Her üründe olduğu gibi bunun da kırk çeşidi vardı. Yarım saat şu köpüğü mü, yoksa bu köpüğü mü alsam diye kafayı patlatırken, mekanı geniş bulan Rauf ile Refik'in ebelemece oynamalarını engellemeye çalışmak da başka bir işti. Hani oynasınlar da, etraf inşaat malzemesi dolu.
Neyse kazasız, belasız Home Depot'dan da çıktık ve günün en büyük krizini yaşadık. Ben evde yemek yiyelim derken, yolun karşısında çocukların favori hamburgercisi Five Guys olunca, çocuklar da orada yemek istediler. Salya, sümük, dünyayı nükleer silahlardan kurtarıyormuşuz gibi yaptığımız bir pazarlıktan sonra, yemek yapmaktan değil ama bulaşıktan yırtacağım için Five Guys'a gitmeyi kabul ettim.
Her ne kadar çok da stresli, bağrışlı, çığrışlı bir Pazar günü olmasa da yeteri dozda abi-kardeş dalaşması almış bulunuyordum. Bu akşam başlayacak olan kar yağışı nedeniyle yarın okulların tatil olma olasılığı da ayrı bir baskı oluşturuyordu. Bir de eve dönüp garajın tavanındaki çatlakları köpük ile doldurmam gerekiyordu. Saat 6'yı geçmişti ama daha günün işleri bitmemişti. (Bütün gün çamaşır ile uğraştığımı da belirtmek isterim.)
Neyse, Five Guys'a girdik. Kasada siparişimizi verdik. Kasadaki görevli borcumuzu söyledi ve ben de ödedikten sonra bana "Romalı general Marcus Aurelius'a benziyorsunuz. Yüzünüz bir Roma generali gibi güçlü, çok güzel." dedi!
Hani ne kadar Roma tarihi biliyordur ki? General değil, imparator olan Aurelius'un resmini nerede görecek de bana benzetecek? Gladyatör filmindeki Maximus ile karıştırdı desem, Russel Crowe nereye, ben nereye. Hani en iyi olarak, daha genç iken Clarke Kent'e benzetilmiştim bir kaç kez. Daha çok kez de Cem Özer'e! İlk defa Romalı bir karaktere benzetiliyordum. Pazar günü koşuşturması üzerine insanın bütün adrenalini düşürecek, havalanmasına neden olacak bir durum. İnsana, "Göster ordularımı, senin için istediğin yeri ele geçireyim." dedirtecek türden bir iltifat. Ayrıca iltifatın, yanımda biri on, diğeri altı yaşında olan iki erkek çocuğu varken yapılmış olması da duruma bambaşka bir boyut katıyordu: "single parent" cazibesi.
Ama ufak bir sorun vardı. Kasadaki görevli, bayan değil, erkekti! Şaşırmış bir halde ama tebessüm ederek suratına baktım. Sözün arkasını getiremedi. "Boş ver, unut." deyip elindeki sipariş kağıdını vermek için mutfak bölümüne yöneldi. Ben de, bana vermiş olduğu kola bardağını doldurmak için kola makinasına doğru yürüdüm. Giderken de, içimden, "O coğrafyanın çocuğuyum ben. Haklı olabilirsin." diye geçirdim. Sonra da böyle düşündüm diye kendime güldüm.
Hamburgerlerimizi yiyip eve döndük. Sonrasında bir el pişti oynama sözü vererek, Refik'e bir kitap okuttum. Rauf da Sherlock Holmes'un hikayelerini okumaya başladı. Nispeten kolay sayılacak bir şekilde de hazırlandılar ve saat 9:15'te yataklarındaydılar.
Ben de bu yazıyı bitirip "Gladyatör" filmini izleyeceğim.
Chevy Chase, 26 Ocak 2015