“N’olursa olsun, doğar mı?” diye sordu karamsar bir sesle. “Doğar.” dedi ötekisi. Sesi, ardı arkası kesilmeyen sorulardan sıkılmış gibi çıktı.
“Ya doğmaz ise, o zaman n’aparız?” diye üsteledi ilki. “Dedim ya, takma kafana.” dedi ötekisi, “İllaki de doğar, billahi de doğar. Bugüne kadar doğmamazlık etmedi hiç.” diye de ekledi.
“Yani,” dedi arka arkaya soru soran, “ne kadar uzun olursa olsun, her karanlığın, her gecenin arkasından, aydınlık gelir, güneş kesinlikle doğar mı?”
“Aynen öyle.” dedi ötekisi kendinden çok emin bir sesle. “Daha bir kere bile şaştığı görülmemiştir. Ne kadar uzun olursa olsun, her gecenin sonrasında, güneş hep doğmuştur, aydınlık hep gelmiştir.”
“Hem söylesene bakayım sen,” diye bu sefer o sorusuna başladı, “karanlıktan niye bu kadar korkuyorsun?”
Arka arkaya soru soran dalgalı suya baktı. Karanlıktı, kapkaranlık. Gözlerini kıstı, dirseklerini, koyduğu yerden kaldırıp dikildi. Ellerini montunun ceplerine soktu, yüzünü ötekisine döndü.
“Karanlıktan korktuğum yok benim.” dedi sakin bir sesle. “Karanlığın, gecenin kuytu köşelerinde saklanan, fırsatını bulduğu zaman da ortalıkta cirit atan kötülüklerden korkarım ben. Karanlıktan beslenir bütün kötülükler. Göremezsin sen onları. Karanlıktan ne çıkacağını bilemezsin. Işık ararsın korunmak için. Bulursan ışığı, o sadece senin etrafını aydınlatır. Çoğu zaman da yalancı bir aydınlıktır o esasında. Kötülüklerin yalancı ışığı. O kısıtlı aydınlık içerisinde hiçbir şey yapamazsın, dolanır durursun öylece. Bir şeyler yaparsın da, istediğin şeyleri yapamazsın. Karanlığın zifiriliği karar verir senin yerine, ne yapacağına. O karanlık, kötülüklerin yuvası karanlık, senin o kısıtlı ışığını da söndürmeye karar verir canı istediğinde, nasıl diğerlerinkini birer birer söndürdüyse. Her yer karanlığa bürünür, zifiri bir karanlığa, upuzun bir gece gibi, en uzun geceden de uzun bir gece. Güneş doğmaz, aydınlık gelmez sanırsın. İşte onu merak ediyorum, güneş doğmaz, aydınlık gelmez ise ne yaparız diye.” Sesi telaşlı çıktı sözünü bitirirken.
Ötekisinin de dirsekleri dayalı, başı öne eğikti. İki eliyle suratını kapattı. Alnının, sonra da saçlarının üzerinden ellerini yavaşça arkaya gezdirip ensesinden ve boynundan öne doğru çekti. Gözlerini kapattı, yüzünü buruşturdu, kafasını yukarı doğru kaldırdı. Ellerini bir kaç kez yanaklarında ileri geri sürttü. Az çıkmış sakalları hışırdadı. Parmaklarını kenetleyip, çenesini ellerinin üzerine yasladı. Yüzünü rahatlattı, gözlerini açtı. Sallanan lüks lambaları peşi sıra yanıp sönen ateşböcekleri gibi görünen, lüfere çıkmış uzaktaki balıkçı teknelerine baktı.
“Onlara ne diyeceksin peki?” dedi. “Lüfere çıkmış balıkçılar için karanlık kötü bir şey değil ki. Ekmek paralarını kazanıyorlar.”
Arka arkaya soru soran da yüzünü uzaktaki balıkçı teknelerine döndü.
“Balıkçılar için değil,” diye başladı sözüne, “lüfer için kötüdür karanlık. Yakamoz alan misina parlamasın diye lüks lambasının ışığı ile aydınlatır suyu balıkçı. Yoksa misinayı görür, gitmez oltaya lüfer. Balıkçı, lüks lambası ile yalandan bir aydınlık yaratır suda. O aydınlık ile yakamoz alan misinanın parıltısını keser. Lüfer de kanar buna. Sahte aydınlığı güvenli zanneder. Gider takılır oltaya. Balıkçı için değil, lüfer için kötüdür karanlık.”
Ötekisi de dirseklerini koyduğu yerden kaldırıp dikildi. Sol kolunu arka arkaya soru soranın omuzuna attı.
“Diyorsun ki balıkçılar karanlıkta saklanan kötülükler oluyor burada, lüfer de biz, değil mi?” Sesinde hafif bir muziplik hissediliyordu.
“Evet.” dedi arka arkaya soru soran. “Sen bunu ciddi almayabilirsin ama ne yazık ki öyle. Ve o lüferler gibi, bize de güneş hiçbir zaman doğmayabilir bu en uzun gecenin sonunda, yalancı ışıkta oltaya takıldığımız için. İşte o zaman iş işten çoktan geçmiş olacak. ”
“Yok be! Abartıyorsun.” dedi ötekisi, kolunu geri çekip, arka arkaya soru soranın yaptığı gibi ellerini montunun ceplerine sokarken.
Bir süre öylece durup, uzaktaki balıkçı teknelerinin lüks lambalarından çıkan ışıkları seyrettiler.
“Lüfer yok bu gece.” dedi arka arkaya soru soran bir bırakmışlık haliyle. Nereden biliyorsun der gibi baktı onun suratına ötekisi.
Omuzlarını yukarı kaldırıp çaresizlik içinde bir sesle devam etti sözlerine:
“Hiç bitmeyecek kapkaranlık bir gece. Upuzun, en uzun gece bu gece. Böyle gecelerde lüfer kalmaz avlayacak, hepsi çoktan bitmiş olur.”
Chevy Chase, 21 Aralık 2015