Ankara'yı, doğuştan Ankaralı olan veya kendini bildi bileli Ankara'da yaşayandan başka seven hemen hemen yok gibidir. Bir şehri sevmek için sanki deniz şartmış gibi, İstanbul veya İzmir'den gelenler, sözbirliği yapmışçasına "Ankara'nın nesini seveceğim? Burada deniz bile yok ki!" derler. Ankara'nın gece yaşamını da sıkıcı bulurlar. Haftasonu ise yapacak hiçbir şey bulamazlar. Sonra da giderler, Ankara'dan duydukları hoşnutsuzluğu dile getirmek için, şehrin güneyinde yer alan Dikmen semtinin adının geçtiği, tekerleme desem, tekerleme değil, deyim desem, deyim değil, saçma sapan bir kelimeler dizisini söyleyip dururlar.
Bir Ankaralı olan benim için dünyadaki hiçbir şehirle karşılaştırılamayacak kadar eşsiz olan Ankara'nın, Türkiye genelinde nam salmış semt adları Dikmen ile sınırlı değildir. En basitinden Çankaya'nın adı, Türk siyasi söylemlerinde yıllarca yer almıştır ve almaya da devam edecektir. Çankaya Köşkü, "864 Rakımlı Tepe" olarak bilinmektedir, her ne kadar gerçek rakımı 1.070 metre civarında olsa da. Anıtkabir'in olduğu Anıttepe, Kızılay ile Ulus meydanları, geçenlerde adı değiştirilen Tandoğan Meydanı, Demirel'den dolayı Güniz Sokak, Kavaklıdere şaraplarının Kavaklıdere'si, Ecevit'in yıllarca oturduğu OR-AN, Atatürk Orman Çiftliği, Vizontele'de Cem Yılmaz'dan dolayı Aşağı Ayrancı-Yukarı Ayrancı, Meclis'in ve Cumhuriyetin ilk modern bakanlık binalarının yer aldığı Bakanlıklar, cezaevlerinden dolayı Mamak ve Ulucanlar, en son olarak da bir anlaşılmaz ihtiras ve görgüsüzlüğün semboli olan Kaçak Saray'dan dolayı Beştepe.
Aşağıdaki fotoğraf Beştepe semtini kabaca göstermektedir. Buraya niye Beştepe dendiğine geçmeden önce MÖ 8. yüzyılda bu coğrafyada hüküm sürmüş Friglerin anıt mezarlık olarak kullandıkları alanı tanımlamak gerekir. Bu alan, fotoğrafın sağ tarafında dışarıda kalan, sırasıyle Emek ve Bahçelievler mahallelerinden sonra gelen Anıtkabir'den başlayıp fotoğrafta sol tarafta gördüğünüz Kaçak Saray'a kadar uzanan bölgedir. Anıtkabir'in yapıldığı yerde daha önceden iki tane Frig dönemine ait tümülüs bulunmaktaymış. Anıtkabir'in yapımından önce bu tümülüslerde kazılar yapılmış ve mezar odalarına ulaşılmış. Burada bulunan tarihi eserler de kayıt altına alınmış. Bunlar sergileniyor mu, sergileniyorsa da nerede sergileniyor bilmiyorum. Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde olsalar gerek.
Bu iki tümülüs haricinde, Beştepeler olarak adlandırılan bu bölgede üç tane daha tümülüs bulunuyordu. Bu üç tümülüsün yerini aşağıdaki fotoğrafta kırmızı nokta ile gösterdim. Bunlardan en üstte olanı, ne yazık ki, artık yok. Gençlerbirliği'nin tesisleri nedeni ile bu tümülüs kazıldı. Kazılmadan önce kurtarma kazıları yapılmış ama ne kadarı kurtarıldı, neler bulundu bilmiyorum.
Gençlerbirliği tesislerinin yapımı nedeni ile ortadan kaldırılan bu tümülüsün hemen sağ üst tarafında, mavi nokta ile belirttiğim bina, mezunu olmaktan çok büyük gurur duyduğum Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'dir. Biz öğrenci iken tümülüs yerli yerinde duruyordu. Öğle arasında tepesine tırmanır, öğle yemeği için ne yiyeceksek orada yerdik. Şimdi o tümülüsün yerinde otopark var. Bir kısmı da futbol sahası olmuş.
Diğer iki tümülüs ise, fotoğraftan da görüldüğü üzere olduğu gibi duruyor. Hatta o bölgenin imar planının da tümülüsler dikkate alınarak yapıldığına dikkatinizi çekmek isterim. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, en alttaki tümülüste, Atatürk'ün emriyle bazı kazılar yapılmış, ancak mezar odasına ulaşılamamış.
Fotoğrafın sağında yeşil nokta ile gösterdiğim yer bugün Beştepe Kavşağı olarak adlandırılan yerdir. O yeşil noktanın hemen sol-üst tarafında yer alan yeşillik alanda Alparslan Türkeş'in mezarı bulunmaktadır.
Fotoğrafın ortasındaki geniş boş alanda, koyu mavi nokta ile gösterdiğim yer ise Devlet Mezarlığı'dır. Eski cumhurbaşkanlarının yanı sıra Ecevit'in mezarı da buradadır. Kenan Evren de buraya defnedildi.
Devlet Mezarlığı'nın hemen üst tarafında, pembe nokta ile gösterdiğim yerleşim yeri ise Gazi Mahallesi'dir. Çocukluğumun ilk yıllarını burada geçirmişim. Hayal, meyal hatırlıyorum. Büyük teyzemler çok uzun yıllar orada oturmaya devam etti. Ben üniversiteyi bitirene kadar. Onların evine gitmekten çok büyük mutluluk duyardım.
Gazi Mahallesi'nin hemen üstünden demiryolu geçer, Polatlı ve Eskişehir'e giden, sonrasında da İstanbul ve İzmir'e ayrılan demiryolu. Kaçak Saray'a gidiş-geliş kolay olsun diye, demiryoluna paralel, otoyol vari bir yol yapılmış. O yolun üst tarafı Atatürk Orman Çiftliği'dir. Devlet Mezarlığı'nın olduğu geniş alan da Atatürk Orman Çiftliği'ne aittir. Fotoğrafta görünmemekle birlikte, Yasemin ile benim düğünümüzün yapıldığı, fotoğrafın sol tarafında görünen yolun hemen solundaki yeşil alanda yer alan Gazi Orduevi ile fotoğrafın alt kısmının dışında kalan AŞTİ de Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine yapılmıştır. (Bilmeyenler için AŞTİ, Ankara'nın otobüs terminalidir.)
Devlet Mezarlığı'nın bulunduğu yeşil alanın ortasında Zorro'nun Z'si gibi duran pembe çizgi ne diye merak ettiyseniz, o çizgi sağlıklı yaşam için koşu pisti. Devlet Mezarlığı ile hemen hemen aynı zamanda yapıldı. Ortaokul ve lisedeyken sezona hazırlanmak için voleybol takımı olarak arada sırada orada koşardık. Hiç sevmezdim Ağustos sıcağında o pistte koşmayı. İşkence gibi gelirdi.
Eğer yazmaya devam edersem, bina seviyesine, sokak seviyesine kadar ineceğim neredeyse. Ortadaki tümülüsün hemen sağında kalan yatık döner kebapçısı; evlendiğimizde, aynı tümülüsün hemen altındaki yeşilliğe bakan binalardan birindeki daireyi tutmak istememize rağmen, kirasının, Hazine Uzman Yardımcısı olan Yasemin ve benim maaşlarımızın toplamına yakın olması nedeni ile tutamamamız; Gazi Mahallesi'nde, rutubetli bir bodrumda tek başına yaşayan yaşlı bir kadının insanın kalbini dağlayan hikayesi; yine Gazi Mahallesi'nde, MEB Ders Aletleri Fabrikası'ndaki grevler; Atatürk Orman Çiftliği'nde yenen ekmek arası köfteler, içilen kap kap ayranlar; Beştepe Kavşağı'nın hemen alt tarafındaki 8. Cadde'deki kokoreççi...
Anlatmakla bitmez. O yüzden, fotoğrafın sol tarafında, Bizans imparatorlarının rengi olan mor renk ile belirttiğim Kaçak Saray ile bitireyim bu yazıyı. Onun öncesinde, yapımı durdulan Marmara Oteli'nin koskocaman binası vardı orada. Bölgenin SİT alanı olması nedeni ile inşası durdurulmuştu. Onu yıkıp yerine Kaçak Saray'ı yapmışlar. Ormanlık gibi yeşil bir alandı orası, Atatürk Orman Çiftliği'ne ait olan.
Yazıyı bitirmeden ufak bir de not düşeyim buraya. İnşası durdurulan ve daha sonra Kaçak Saray'ın yapımı için yıkılan Marmara Oteli adını, fotoğrafta Kaçak Saray'ın hemen üst tarafında, kiremitlerinden dolayı yeşilliğin arasında kırmızımsı bir küçük kare gibi gözüken Marmara Köşkü'nden alır. Köşk, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmıştır; o da adını hemen önündeki Marmara Denizi şeklinde yapılmış olan, bir zamanlar etrafındaki çay bahçesinde Ankaralıların gelip dinlendikleri ve belki de Atatürk Orman Çiftliği'nde, ki o zamanki adı Gazi Çiftliği idi, üretilen Ankara Birası'nı içtikleri havuzdan alır. Köşk, sanırsam ya MİT'in, ya da askeriyenin kullanımında olduğu için halkın ziyaretine kapalı. Havuz su ile dolu olduğu ve ağaçların altında kaldığı için görülmüyor. Ama hikaye burada bitmiyor. Bir de 1940'lara kadar Ankara'daki su sporlarının merkezi olan Karadeniz Havuzu var. Lütfen Devlet Mezarlığı'nın sol-alt tarafına bakın. Karadeniz şeklinde büyükçe bir beyaz yapının parladığını göreceksiniz. Karadeniz Havuzu orası. Şaşırtıcı, değil mi?
İşte, MÖ 8. yüzyıla kadar tarihlenen Frig tümülüslerinden dolayı Beştepeler olarak adlandırılan Anıtkabir'den Atatürk Orman Çiftliği'ne kadarki geniş alan içinde, sonraki yıllarda yapılan araştırmalarla sayılarının yirmi tane kadar olduğu saptanan tümülüslerden bozulmadan günümüze ulaşan iki tanesinin bulunduğu ve Beştepe denilen o küçük bölgenin, binlerce yıl öncesinden gelip erken Cumhuriyet dönemi ile iç içe geçmiş kısa hikayesi böyle. Bölge, Anıtkabir, Türkeş'in mezarı, Devlet Mezarlığı ve o iki Frig tümülüsü ile bir nekropol olma özelliğini hala koruyor ve erken Cumhuriyet dönemi yapıları ile de genç Cumhuriyetin bir başkent yaratma çabalarının izlerini barındırıyorken, Kaçak Saray, tarihten ve coğrafyadan anlamayan görgüsüz ve saygısız bir zihniyetin sembolü olarak bu bölgenin yanıbaşında çirkin bir şekilde yükseliyor.