Ani bir sarsılma ile uyandı genç adam. Yarı uykulu gözleri, yan koltukta oturan kendinden yaşça büyük adamın güler suratını ona bakar halde gördü.
"N'oldu, Abi?" diye sordu kendisini hâlâ hafifçe sarsmakta olan adama. "Biliyor musun," diye sözüne başladı orta yaşlı adam, "güneş en güzel nereden doğar?" Cama yasladığı kafasını kaldırarak, hafifçe doğrulmaya çalışıp da doğrulamayan genç adam ne olduğunu anlamaya pek de çalışmayarak omuzlarını silkti, "Bilmem." dedi. Boynunun ağrıdığını hissedip yüzünde canı acır bir ifade ile boynunu sağa, sola kırdı.
"Güneyden gelirken Gülçayır'ı geçince uzun, düz yola varırsın. İleride Aşağıkepen vardır, Sivrihisar'dan hemen önce. İşte o arada doğar güneş en güzel, bozkırın tam ortasında. Bütün güzelliği, renk cümbüşü ile sana günaydın der kadim Anadolu uygarlıklarına binlerce yıldır beşiklik etmiş bu güzelim toprakların üzerine doğarken." dedi adam, yüzünde hâlâ derin bir gülümseme, camdan dışarı bakarak.
Adamın söylediklerine duyulur, duyulmaz bir ses ile kayıtsızca "Peki." dedi genç adam. Kafasını tekrar cama yasladı, kollarını göğsünde birleştirip uykuya daldı.
Orta yaşlı adam genç adamın suratına bakıp hafifçe gülümsedi, onu rahatsız etmeyecek şekilde dizlerini biraz daha sağa çevirip yüzünü iyice cama döndürdü. O halde bir süre kalıp yeni güne doğmakta olan güneşin koyu bulutlar ile olan renk dansını izledi. Bulutların arasından, mavileşmeye başlayan göğe uzanan güneş ışınlarını saydı. Birkaç kere saydı. Güneş tümüyle ufuktan kurtulup da kırmızı, sarı karışımı renkte görünür olduğunda mutlulukla derin bir nefes aldı. Dudakları belli, belirsiz "Günaydın." dedi. Dizlerini kendi tarafına çevirirken Aşağıkepen levhasını gördü.
"Sivrihisar'a az kaldı." diye düşündü. "Sonrası da ev."
Altınova-İzmir Yolu, 9 Ağustos 2016