Küçükten beri kalabalıkları hiç sevmem. O nedenle, bayram tatillerinde dedem ile anneannemi ziyaret etmeye İstanbul’a gittiğimizde çok sıkılırdım. Evden dışarı çıkmak istemezdim. Sokağında futbol oynayabildiğimiz Ankara’ya dönmek büyük mutluluk verirdi bana. Kalabalıkları sevmediğimdendir ki, tek kanallı televizyonda arada sırada denk geldiğim belgesellerde izlediğim Japonya ve onun kalabalık şehirleri de bana çok uzak gelirdi. Oralara gitmek hiç içimden gelmezdi.
Ama gelin görün ki, bırakın Japonya’ya gidip orada iki yıl yaşamayı, ikinci oğlumuz Refik bile orada doğdu. (Merak ettiyseniz hemen yazayım, Japon vatandaşlığı falan yok.) Amerika’da ilk tanıştığımız biri aksanımızdan dolayı nereden geldiğimizi sorduğunda biz Türkiye diyince, bizim Refik Efendi “But I was born in Japan.” deyip dokuz aylıkken ayrıldığı Japonya ile böyle bir bağlantı kuruyor işte.
Japonya! Çok ilginç bir yer. Tanıyabildiğim kadarıyla Japon kültürü çok zor bir kültür ancak bir yabancı olarak Japonya’da yaşamak ise nispeten kolay. Sebebi ise yabancı olduğunuz için Japon kültüründe kabul görmeyecek davranışlarda bulunsanız dahi, bunu yabancılığınıza verirler ve çok fazla sorun olmaz. Ama zaman geçtikçe bu davranış kalıplarına sizin de uymanız beklenmeye başlanır.
Binlerce yıllık bir ada kültürü olan Japon kültüründe çok köklü bir biçimde yerleşmiş davranış kalıpları vardır. Bir nevi bizim toplumumuzda davranış kalıpları nasıl yerleşmiş ise öyledir. Örnek vermek gerekirse, yaşça büyük biri konuştuğunda, bu ister bir aile büyüyüğünüz veya patronunuz veya sokaktaki herhangi biri olsun, onun gözünün içine bakmazsınız. Gözleriniz sabit bir şekilde size konuşan kişi dışında bir noktaya bakarak dinlersiniz. Yine aynı şekilde sizden yaşça büyük biri gelip konuşmaya başladığında ayağa kalkmanız beklenir. Japon kültüründe bir kişinin görüşlerini, özellikle de olumsuz olanları direk bir şekilde söylemesi hoş karşılanmaz. Bu tür görüşler ima edilir. Yeri geldiğinde evet demek, hayır demek anlamına bile gelebilir. Bir ricada bulunduğunuzda o ricayı gerçekleştiremeyecek dahi olsalar, size direk hayır diyemezler. O nedenle bir kaç denemeden sonra şarap dükkanlarına girip “Sizde Türk şarabı var mı?” diye sormayı bıraktım. Çünkü olmadığını bildikleri halde bir müşteriye açık bir şekilde hayır diyemedikleri için sanki varmış da arıyorlarmış gibi yapıp dakikalarca beni bekletmelerinden sıkılmıştım.
Nerede nasıl davranılması gerektiğini her Japon’un bilmesi beklendiği için bulundukları sosyal ortamdaki durumu tam olarak algılamayıp o ortama aykırı davranışta bulunanlara Japonca’da “kuuki yomenai” veya harflerin isimleri İngilizce okunarak “KY” denir. “Kuuki” hava demektir. “Yomenai” da okuyamıyor. Yani “havayı okuyamıyor”. KY durumuna düşmek hoş bir durum değildir. Bir çeşit aşağılanma sözkonusudur. Benim başıma bir kere geldi. Anlatayım.
Tokyo’da bir yıl Japonca kursuna gittikten sonra çalıştığım şirketin merkezinde göreve daha yeni başlamıştım. Mali yıl başı olduğu için tayinden gelenler ve tayine gidenlerin olduğu bir dönemdi. Benim çalıştığım bölümün, çokça sevilen ama sıradışı bir elemanının veda yemeğinde idik. Yaklaşık 30 kişi kadar vardı. Japon kültüründe, özellikle şirket külütüründe, suyun yerini içki aldığı için içilen bira ve şarapların yanı sıra şampanya şişelerinin biri geliyor diğeri gidiyordu. Ben yabancı olunca bana da biraz veriyorlardı ancak herkes şampanya içememişti. Ben de çok sevdiğim ama daha şampanya içemeyen bir çalışma arkadaşım için garsona buraya da şampanya verir misiniz dediğimde, karşı tarafta çaprazda oturan ve Türkçe bilen bir başka Japon bana sert bir şekilde KY diye bağırdı. Şaşırdım. Ben de ona Türkçe bağırdım ne demek istiyor diye. Sert bir şekilde bana, tayine giden kişinin arka arkaya şampanya ısmarladığını ancak yemek masrafının çok dışına çıkıldığı için diğer elemanların bunu fark ederek şampanya içmediklerini söyledi. Ben ortamı tam anlayamadığım için yanımdaki Japon’a şampanya servis ederek KY durumuna düşmüş oldum. (O Japon niye Türkçe biliyordu konusuna burada girmiyorum:))
KY’ın deyim olarak tam Türkçe karşılığı var mı, yok mu bilmiyorum. Ama çok uzun bir zamandır Uzun Adam’ın ve şimdi de ona ek olarak ekürisi Kısa Adam’ın söylediklerini her duyduğumda avaz avaz KY diye bağırasım geliyor. Bir ülkenin tepesindeki insanlar, içinde bulundukları ortamı bu kadar mı okumaktan aciz olurlar. Şu bir kaç gün önce yaptığı fizik, kimya, matematik derslerini din dersi ile karşılaştırması bir yana, cumhurbaşkanı şeçildiğinden beri yaptığı konuşmaları okumanız Uzun Adam’ın nasıl bir KY’lık içerisinde olduğunu anlmanızı sağlar. Birleşmiş Milletler toplantısı için buraya geldiğinde bir düşünce kuruluşunda yaptığı konuşma buradaki köşe yazarları tarafından alay konusu haline getirildi. Birleşmiş Milletlerde söylediği “Dünya 5’ten büyüktür” lafına ise diyecek hiç bir şey bulamıyorum. Yani kendine bir özel alan oluşturmuş, bu alan içerisinde kendini bazı gerçeklere inandırmış ve bu kendi gerçekleri kapsamında her konuda konuşup duruyor bizim Dünya Lideri. KY ki, ne KY!
...
Amerika’ya yine sonbahar geldi. Yapraklar yeşilden envai çeşit renge dönüşüyor. Hava hissedilir şekilde soğuyacakmış bu haftasonu. Şömineyi mi yaksam acaba? Neyse, burada Yom Kippur, memlekette Kurban Bayramı. Biz burada ikisini de kutlarız artık.
Sevdiklerinizle birlikte nice sağlık ve mutluluk dolu bayramlar dilerim, efendim.
Bethesda, 3 Ekim 2014