Yorulmuştu sarışın mavi gözlü Teğmen. Dört gündür süren savaş değildi onu yormuş olan. Sekiz yıl önce asteğmen olarak katıldığı Büyük Savaş'taki çarpışmaları, yaralanması, esir düşmesi, sonrasında çetelerden düzenli ordu kurulması sürecine katılması, İnönü ve Sakarya savaşları da değildi. Sadece ve sadece ayağındaki yaranın kanaması sonucu zor yürümesi idi onu yormuş olan. O büyük günün sabahı tıraşını olmayı dahi ihmal etmemişti ama ayağındaki ağrı dayanılmaz bir hale gelmişti. Durdu, oturdu toprak yolun kenarındaki büyükçe bir taşın üstüne. Çizmesini çıkardı, kanayan ayağına baktı. Biraz sıvazladı ayağını, iyi geleceğini ümit ederek. Canı acıyarak çizmesini giyerken, "Dayan!" dedi içinden, "Dayan, daha görev bitmedi." Tam çizmesini giymişti ki, omzunda bir kamçı şakladı. Kaldırdı kafasını, baktı. Atın üzerindeki İsmet Paşa'ydı. "Kalk Teğmen'im, kalk! Vakit dinlenme vakti değil!" dedi ve atını sürüp gitti. Teğmen ayağa kalktı. Ve İzmir'e kadar yürüdü.
Çok konuşmayı sevmeyen o sarışın, mavi gözlü Teğmen, 1960 yılında ölene kadar CHP'ye oy vermesine rağmen, konu İsmet Paşa'ya gelince, "Bana İsmet Paşa'dan bahsetmeyin!" der konuyu kapatırmış. O Teğmen'in adı İhsan Vehbi'ymiş. Soyadı Kanunu çıkınca da Hürcan soyadını almış.
İstiklal Madalyası'nı, ondan bana kalan en büyük hazine olarak saklıyorum.
Bethesda, 30 Ağustos 2014